Yaratma Savaşı – Kitap İncelemesi

Bu yazımda sizlere Steven Pressfield’in Yaratma Savaşı adlı kitabından bahsedeceğim.

Yazar kitapta Direnci anlatıyor. Direncin ne olduğundan, neler yaptığından, nasıl baş edebileceğimizden bahsediyor. Direnç, bizi durduran, başlatmayan, üşendiren, erteleten, korkutan, oyalandıran, hep bir şeyler eksik diyen bir iç ses. Dinsel olarak baktığımızda nefis, şeytan artık ne derseniz. Kitapta bir örnek veriyor, bir kadın kanser oluyor ve 6 aylık ömrü kaldığını öğreniyor. Ve o zamana kadar yapmadığı şarkı yazma hayaline başlıyor. İşinden ayrılıyor. Ve kanserin gerilediği görülüyor. Dirençle mücadele etmek için illa ölümle mi yüzleşmemiz gerekiyor? Diyor yazar.

Herşey yolunda giderken insan kendini zorlamaz, bir şeylere gerçekten ihtiyacı olduğunu kavrayamaz, belli elindeki şeylerin değerini bilemez. Ailesini ufak yaşlarda kaybetmiş birinin hayattaki mücadelesi ile ailesi hayatta olan birinin mücadelesi aynı olmayacaktır.

Karanlıkta kalmış her şaşkın ruh, bir sabah ansızın sihirli bir değnekle rüyasını gerçekleştirmek için ilk adımı atacak güçle güne başlasaydı, memleketteki psikologlar işsiz kalırdı.” Yani yazar olmak istiyorum diye düşünmektense, yazmaya başlamak. Ressam olmak istiyorum diye düşünmektense bir şeyler çizmeye başlamak. İngilizce öğrenmek istiyorum diye düşünmektense İngilizce kelime, cümlelere ufaktan başlamak.

Bir istek veya eylemin ruhumuzun gelişimi için önemi ne kadar büyükse, bunu gerçekleştirmeye çalışırken karşılaşacağımız direncin şiddeti de o kadar fazla olacaktır.” Mesela zararlı alışkanlıklardan sigara içmek. Bağımlı olan birinin bırakması çok zordur. Bırakmak yerine içmek daha kolaydır. Aynı şekilde sabah erken kalkıp güneşin doğuşunu izleme çok faydalıdır. Ama uyumak daha kolaydır. Bir şeyi yaparken eğer erteliyor, kolay olanı seçiyorsanız direnç kazanmış demektir. Kolay olanı herkes yapıyor bunu unutmayın.

Kitapta Direnç ile başka konular arasında ilişkileri de ele alıyor.

Mesela korkunun bize ne yapmamız gerektiğini söyler diyor. Korku ne kadar fazlaysa direnç o kadar güçlüdür. Dolayısıyla bir girişimle ilgili olarak ne kadar korkuyorsak, bu girişimin bizim ve ruhumuzun gelişimi için önemli olduğundan o kadar emin olabiliriz diyor. Bizim için bir anlamı olmasaydı, Direnç’te olmazdı diyor.

Kitabın ortalarına doğru Amatörlerden ve Profesyonellerden bahsediyor.

Dirence yenik düşmüş kişilerin amatör gibi düşündüğünü, henüz profesyonelleşemediklerini söylüyor.

“Bir amatör, eğlencesine bu oyunu oynar, profesyonel ise kazanmak için.

Bu oyun amatörün hobisidir; profesyonelin ise işi.

Amatörler yarı zamanlı bu oyunu oynar; profesyoneller ise tam zamanlı.

Amatörler hafta sonu savaşçısıdır; profesyoneller ise haftanın yedi günü oradadır.”

Kitapta ölümcül bir hastalığa yakalanan insanların, artık çevresinde gelişen olayları çok kafasına takmadığını, hayallerinin, yapmak istediklerinin öneminin daha çok arttığını ve bunlara başlayıp, başardıklarını anlatıyor.

İnsan zorda kalınca yapamam dediklerini, başaramam dediklerini başarıyor. Hayallerimizin, hedeflerimizin gerçeğe dönüşmesi için, illa zor da mı kalmamız gerekiyor? Bunu bir düşünün.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir